İçeriğe geç

Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma) Davası Rehberi 2026

Türk miras hukukunda uygulamada en fazla uyuşmazlık doğuran konuların başında, murisin yaşamı sırasında yaptığı taşınmaz devirlerinin mirasçılar tarafından sonradan tartışmaya açılması gelmektedir. Özellikle tapuda satış ya da bağış gibi görünen bazı işlemlerin, gerçekte farklı bir saik ile gerçekleştirildiği iddiası sıkça gündeme gelmektedir. Bu tür durumlar, çoğu zaman muris muvazaası iddiası çerçevesinde değerlendirilir ve taraflar arasında ciddi hukuki çekişmelere neden olur.

Halk arasında “mirastan mal kaçırma” olarak adlandırılan bu olgularda, mirasçılar murisin yaptığı taşınmaz devrinin esas amacının miras haklarını bertaraf etmek olduğunu ileri sürebilir. Böyle bir iddia ortaya atıldığında, işlemin gerçek iradeyi yansıtıp yansıtmadığı ve tapu sicilinde görünen durumun hukuki gerçeklikle örtüşüp örtüşmediği mahkeme tarafından titizlikle incelenir. Bu inceleme sonucunda, muris muvazaası sebebine dayalı olarak tapu iptal ve tescil davası açılması söz konusu olabilir.

Bu dava yoluyla mirasçılar, görünürde geçerli bir hukuki işlem bulunmasına rağmen, tarafların gerçekte farklı bir iradeye sahip olduklarını ileri sürerek tapu kaydının iptalini ve ilgili taşınmazın miras payları oranında kendi adlarına tescilini talep edebilirler. Ancak her taşınmaz devrinin otomatik olarak mirastan mal kaçırma anlamına geldiği söylenemez. Her somut olayda; murisin yaşı, işlem tarihi, aile ilişkileri, satış bedelinin gerçekliği, ekonomik durum ve taraflar arasındaki bağ gibi unsurlar birlikte değerlendirilir.

Bu kapsamda hazırlanan yazıda; muris muvazaası iddiasının hangi hallerde ileri sürülebileceği, mirastan mal kaçırma savununun yargı mercilerince nasıl ele alındığı ve muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının hukuki dayanakları ayrıntılı biçimde açıklanacaktır. Bunun yanı sıra, davayı açma hakkına sahip kişiler, muris muvazaasında zamanaşımı meselesi, ispat yükü ve kullanılabilecek deliller ile dava sürecinde özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar da sistematik olarak ele alınacaktır. Böylece muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temel ve pratik tüm noktalar adım adım ortaya konulacaktır.

Makale İçindekiler

Muris Muvazaası Nedir?

Muvazaa, hukukta tarafların gerçek iradelerini gizleyerek, yapmak istedikleri işlemi farklı bir hukuki işlem varmış gibi göstermeleri anlamına gelir. Taraflar, üçüncü kişileri yanıltmak amacıyla görünürde bir sözleşme kurar; ancak bu sözleşme, gerçekte tarafların ortak iradesini yansıtmaz. Muris muvazaası halk arasında mirastan mal kaçırma olarak da bilinmektedir.

Günlük hayattan bir örnekle açıklamak gerekirse; bir kimsenin aracını karşılıksız olarak bir yakınına devretmek istemesine rağmen, bu işlemi dışarıdan bakıldığında satış gibi göstermesi muvazaaya örnek teşkil eder. Bu durumda devredenin gerçek amacı bağış yapmak olmasına rağmen, işlem satış sözleşmesi şeklinde düzenlenmiştir. Hukuken muvazaalı işlemlerde esas olan, görünürdeki işlemin geçersiz sayılmasıdır; gizli olarak yapılmak istenen işlem ise kanunda öngörülen şartları taşıması hâlinde geçerlilik kazanabilir.

Muvazaa kavramı kendi içinde iki farklı türde karşımıza çıkar. Mutlak muvazaada, ortada gerçekte hiçbir hukuki işlem yoktur; ancak varmış gibi gösterilir. Nispi muvazaada ise taraflar arasında gerçekten bir işlem yapılmak istenmektedir fakat bu işlem, dış dünyaya farklı bir sözleşme olarak yansıtılmaktadır.

Muris muvazaası, nispi muvazaanın en sık rastlanan görünüm biçimlerinden biridir. Bu durumda miras bırakan, mirasçılarının miras hakkını zedelemek veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, taşınmazını satış ya da benzeri bir işlem gibi göstererek aslında bağışlamaktadır. Halk arasında “mirastan mal kaçırma” olarak adlandırılan bu tür işlemler, murisin gerçek iradesini yansıtmadığı gerekçesiyle mirasçılar tarafından yargı yoluna taşınabilir.

Mirasçılar, muris muvazaasına dayandıklarında söz konusu işlemin geçersizliğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açabilirler. Bu dava kapsamında, muvazaalı işlem nedeniyle taşınmazın tapu kaydının iptali ve miras payları oranında mirasçılar adına yeniden tescili talep edilebilir. Ancak her somut olayda, murisin amacı ve işlem şartları mahkeme tarafından ayrı ayrı değerlendirilir.

Muris Muvazaası Davasının Şartları 2026

Muris muvazaası, mevzuatta başlı başına düzenlenmiş bağımsız bir kurum olmamakla birlikte; Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan genel muvazaa hükümleri ve Yargıtay’ın yerleşik kararları doğrultusunda şekillenmiş bir hukuki kavramdır. Bu nedenle uygulamada, bir işlemin muris muvazaası sayılıp sayılmayacağı, belirli unsurların somut olayda bir arada bulunup bulunmadığına bakılarak tespit edilir.

Genel kabul gören yaklaşıma göre muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

muris muvazaasını anlatan resim
  • Miras bırakanın esas iradesinin bağış yönünde olması
    Murisin taşınmazı devrederken gerçek amacının karşılıksız kazandırma yapmak olması gerekir.
  • Bağışın, satış veya benzeri bir sözleşme görüntüsü altında yapılması
    Taraflar, bağış işlemini gizleyerek tapuda satış, ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi farklı bir hukuki işlem tesis eder.
  • Mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunması
    Murisin bu işlemi, mirasçıların miras paylarını azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleştirmesi gerekir.
  • Devri alan kişinin muvazaalı durumu bilmesi veya bilmesi gerekmesi
    Taşınmazı edinen kişi, işlemin gerçekte bağış olduğunu ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığını bilmelidir yahut bu durumu bilebilecek konumda olmalıdır.

Bu unsurlar tek tek değil, olayın tüm koşulları dikkate alınarak birlikte değerlendirilir. Şartların oluştuğu kanaatine varılması hâlinde, tapuda yapılan görünürdeki işlem muvazaalı kabul edilerek geçersiz sayılabilir. Böyle bir durumda mirasçılar, muris muvazaası sebebine dayanarak tapu iptal ve tescil davası açma hakkına sahip olur.

Muris muvazaası iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller, öğretide ve yargı uygulamasında belirli ölçütler çerçevesinde açıklanmaktadır. Bu kapsamda mirasbırakanın yaptığı temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla değil; minnet duygusu, denkleştirme (mal paylaştırma) amacı, haklı ve makul bir neden veya gerçek bir satış iradesi ile gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde muris muvazaasından söz edilemez. Özellikle satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki farkın makul olması, davalının ekonomik alım gücünün bulunması, murisin yaşı ve sağlık durumu ile aile ilişkileri gibi olgular birlikte değerlendirildiğinde, görünürdeki işlem ile gerçek irade arasında bir muvazaa bulunmadığı kabul edilmektedir. Bu hususlar, ayrıntılı biçimde Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2021/154. sayıdaki çalışmada ele alınmaktadır (bkz.
Muris Muvazaası ve Muvazaa İddiasında Bulunulamayacak Bazı Durumlar)

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası, miras bırakanın hayattayken mirasçılarını miras hakkından mahrum bırakmak amacıyla gerçekleştirdiği gerçeğe aykırı taşınmaz devirlerinin ortadan kaldırılması için açılan bir dava türüdür. Bu davada hedeflenen, görünüşte geçerli gibi duran ancak gerçekte mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyan işlemin hukuken geçersiz sayılmasıdır. Yargıtay’ın muris muvazaasına ilişkin güncel kriterleri çerçevesinde hak kaybı yaşamamak adına hukuki danışmanlık almak önemlidir.

Özetle bu dava;

  • Mirastan mal kaçırma iddiasının bulunduğu hallerde açılır,
  • Herhangi bir zamanaşımına tabi değildir,
  • Yalnızca mirasçılar tarafından ileri sürülebilir,
  • Taşınmazın tapu kaydı iptal edilerek mirasçılar adına yeniden tescil edilmesiyle sonuçlanır.

Muris muvazaasının kabul edildiği durumlarda, miras bırakanın malvarlığında haksız bir eksilme meydana gelir. Bu eksilme, özellikle işlemin dışında bırakılan mirasçıların zarar görmesine yol açar. Hak kaybına uğrayan mirasçılar ise bu mağduriyetin giderilmesi için çeşitli hukuki yollara başvurma imkânına sahiptir. Başvurulacak hukuki yol, söz konusu malvarlığının taşınır ya da taşınmaz olmasına göre farklılık gösterebilir.

Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar, ev, arsa, tarla gibi taşınmaz mallar bakımından ortaya çıkmaktadır. Kimi zaman aile içi ilişkiler, yöresel gelenekler veya kişisel tercihler sebebiyle miras bırakan, bazı mirasçılarını diğerlerine göre daha avantajlı konuma getirmek isteyebilir. Bu amaçla sağlığında yaptığı sözde satış veya benzeri işlemlerle taşınmazlarını belirli mirasçılarına devrederek, diğer mirasçıların miras paylarını fiilen ortadan kaldırabilir.

İşte bu tür durumlarda, taşınmazların murisin malvarlığından muvazaalı şekilde çıkarıldığı iddiasıyla muris muvazaası sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davası açılması mümkün olur. Mahkeme, yapılan işlemin gerçek amacını ve tarafların iradelerini değerlendirerek tapu kaydının hukuki duruma uygun olup olmadığına karar verir.

Muris Muvazaasının Hukuki Dayanağı ve Yargıtay İçtihatları

Muris muvazaası, diğer muvazaa türlerinde olduğu gibi kanun metinlerinde açık ve bağımsız bir düzenlemeye tabi tutulmuş değildir. Buna rağmen, uygulamada bu kavram; Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan genel muvazaa hükümleri, Türk Medeni Kanunu’nun mirasa ilişkin düzenlemeleri ve özellikle Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda şekillenmiştir. Öğretide kabul edilen görüşlerle birlikte Yargıtay kararları, muris muvazaasına ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesinde merkezi bir rol üstlenmektedir.

Bu nedenle, muris muvazaasına dayalı uyuşmazlıklarda mahkemeler yalnızca mevzuat hükümleriyle yetinmemekte; Yargıtay’ın konuya ilişkin içtihatlarını da esas alarak değerlendirme yapmaktadır. Özellikle benzer olaylarda verilmiş kararlar, davaların sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Taşınmaz devrinin gerçek amacının tespiti, teknik ve delile dayalı bir değerlendirme gerektirir; davanız için profesyonel destek almanız yararınıza olacaktır.

Tapu İptal ve Tescil Davasının Amacı

Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davasının temel hedefi; miras bırakan tarafından gerçekte bağışlanmış olmasına rağmen satış veya benzeri bir işlem gibi gösterilerek devredilen taşınmazın, mirasçılar arasında miras payları oranında yeniden paylaştırılmasını sağlamaktır. Bu yolla, muvazaalı işlem nedeniyle miras hakkı zedelenen mirasçıların uğradıkları hak kaybının giderilmesi amaçlanır.

Zira taşınmazlar üzerindeki ayni haklar, yalnızca tapu siciline tescil ile hukuki geçerlilik kazanır. Muvazaalı bir devrin düzeltilmesi ise tapu kayıtlarının değiştirilmesini gerektirdiğinden, bu durum ancak mahkeme kararı ile mümkün olur. Dolayısıyla, muris muvazaası iddiası söz konusu olduğunda tapu iptal ve tescil davası açılması zorunlu bir hukuki yol haline gelir.

Muris Muvazaasına İlişkin Temel Yargıtay Kararı

Muris muvazaası alanındaki en önemli dönüm noktalarından biri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1 Nisan 1974 tarihli, 1974/1 Esas ve 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Bu karar ile Yargıtay, muris muvazaası kavramını; unsurları, hukuki niteliği ve sonuçlarıyla birlikte ilk kez sistemli bir şekilde ortaya koymuştur.

Anılan karardan sonra verilen kararlarla birlikte, muvazaanın hangi ölçütlere göre tespit edileceği daha da netleşmiş ve uygulamada istikrar kazanmıştır. Muris muvazaasına dayalı dava açılmadan önce yapılacak doğru hukuki analiz, sürecin kaderini belirleyebilir. Bu nedenle bize ulaşın.

1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının Sonuçları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun söz konusu kararına göre muris muvazaasının varlığı halinde şu esaslar kabul edilmiştir:

  • Tapuda satış gibi görünen işlem, muvazaa sebebiyle geçersizdir.
  • Gizli olarak amaçlanan bağış işlemi ise, şekil şartlarına uyulmadığından hukuken geçerlilik kazanamaz.
  • Muvazaalı şekilde devredilen taşınmaz, terekeye dahil edilerek değerlendirilir.
  • Taşınmazın mülkiyeti, mirasçıların saklı payları da gözetilmek suretiyle miras payları oranında mirasçılar adına tescil edilir.

Bu ilkeler, günümüzde muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarının çözümünde temel referans noktası olmaya devam etmektedir.

Örneğin ; Mehmet Bey’in üç çocuğu vardır: Ayşe, Ahmet ve Ali. Mehmet Bey’e ait, İstanbul’da bulunan ve yüksek değere sahip bir daire bulunmaktadır. Mehmet Bey sağlığında bu daireyi oğlu Ahmet’e devretmek ister, ancak bunu diğer çocuklarının ileride itiraz etmemesi için bağış olarak değil, tapuda satış gibi göstererek yapar.

İşlemin Detayları:

  • Tapuda işlem satış olarak yapılır.
  • Satış bedeli tapuda çok düşük gösterilir (örneğin piyasa değeri 10 milyon TL olan daire 200.000 TL olarak gösterilir).
  • Ahmet, bu bedeli fiilen ödemez.
  • Mehmet Bey dairede ölünceye kadar oturmaya devam eder.
  • Tapu devrinden sonra Ahmet daire üzerinde malik gibi tasarrufta bulunmaz.

Murisin Vefatı Sonrası:

Mehmet Bey vefat ettikten sonra Ayşe ve Ali, babalarının bu işlemi gerçek bir satış amacıyla değil, kendilerini mirastan mahrum bırakmak için yaptığını ileri sürer.

Bu durumda mahkeme şu hususları değerlendirir:

  • Satış bedelinin gerçek olup olmadığı
  • Gerçekten para ödenip ödenmediği
  • Murisin ekonomik durumu
  • Taşınmazın kim tarafından kullanıldığı
  • Murisin tüm mirasçılarla ilişkisi
  • Devralan kişinin (Ahmet’in) muvazaayı bilip bilmediği

Mahkeme, yapılan işlemin gerçekte bağış, görünürde ise satış olduğu kanaatine varırsa, muris muvazaası kabul edilir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Ne Zaman Açılabilir?

Uygulamada muris muvazaasına ilişkin en çok merak edilen konulardan biri, bu davanın hangi aşamada ve ne zaman açılabileceğidir. Özellikle muvazaalı işlemin ne zaman fark edildiği, murisin hayatta olup olmaması ve dava açmak için bir süre sınırı bulunup bulunmadığı sıkça gündeme gelmektedir.

Çoğu durumda mirasçılar, taşınmaz devrinin gerçekte mirastan mal kaçırma amacı taşıdığını muris vefat ettikten sonra öğrenmektedir. Ancak bazı hallerde, muris hayattayken yapılan muvazaalı işlem mirasçılar tarafından önceden fark edilebilmektedir. Bu noktada “murisin sağlığında dava açılabilir mi?” ve “ölümden sonra belli bir süre içinde açmak gerekir mi?” soruları önem kazanmaktadır.

Zamanaşımı Var mı?

Muris muvazaası sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davaları açısından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Bu nedenle dava, murisin ölümünden sonra aradan uzun yıllar geçmiş olsa dahi kural olarak açılabilir. Taşınmaz hâlâ tapuda muvazaalı işlemle devredilen kişi adına kayıtlı olduğu sürece mirasçıların dava hakkı devam eder.

Muris Hayattayken Dava Açılabilir mi?

Bu noktada önemli bir sınırlama vardır:
Muris hayatta iken muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz. Bunun temel nedeni, mirasçılık sıfatının ve miras hakkının murisin ölümüyle birlikte doğmasıdır. Muris sağken mirasçılar henüz hukuken mirasçı konumunda olmadıklarından, miras hakkına dayanarak dava açmaları mümkün değildir.

Sonuç Olarak

  • Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası yalnızca murisin vefatından sonra açılabilir.
  • Dava açmak için belirli bir süre sınırı yoktur; zamanaşımı söz konusu değildir.
  • Muris hayattayken muvazaalı işlem bilinse dahi, bu davanın açılması için murisin ölümü beklenmek zorundadır.

Bu nedenle uygulamada esas alınan ölçüt, işlemin ne zaman öğrenildiği değil; mirasın açıldığı tarih, yani murisin vefat tarihidir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davasını Kimler Açabilir?

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında en çok merak edilen hususlardan biri, dava açma hakkının kimlere ait olduğu ve davanın kime yöneltileceğidir. Bu dava, her isteyen tarafından değil; yalnızca belirli bir hukuki sıfata sahip kişilerce açılabilir.

Davayı Kimler Açabilir?

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davasını açma hakkı, kural olarak muvazaalı işlem nedeniyle miras hakkı zedelenen mirasçılara aittir.

Çünkü bu tür muvazaalı işlemler sonucunda:

  • Murisin malvarlığı, olması gerekenden daha az şekilde terekeye girer,
  • Bazı mirasçılar, normal koşullarda miras yoluyla elde edecekleri taşınmazdan mahrum kalır,
  • Miras payları fiilen azaltılmış olur.

Bu nedenle, hak kaybına uğrayan mirasçılar, muris muvazaasına dayanarak tapu iptal ve tescil davası açabilirler.

Mirasçı Kimdir?

Hukuken mirasçı sayılabilecek kişiler şunlardır:

  • Yasal mirasçılar (altsoy, eş, anne-baba, kardeşler vb.)
  • Atanmış mirasçılar (vasiyetname veya miras sözleşmesi ile mirasçı kılınan kişiler)

Önemli bir nokta:
Mirasçılık sıfatı, miras bırakanın ölümüyle birlikte doğar. Muris hayattayken kimse hukuken mirasçı sayılmaz. Bu nedenle:

Muris hayattayken muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz.

Yasal Mirasçılar

Bir kişinin yasal mirasçıları, esas olarak aile bağından ve kan hısımlığından kaynaklanan kişilerdir. Türk Medeni Kanunu, mirasın kimlere ve hangi sırayla geçeceğini, mirasçıları derece sistemi esas alınarak belirlemiştir. Murisin evli olup olmaması, altsoyunun bulunup bulunmaması gibi hususlar mirasçılık sırasını doğrudan etkiler.

1. Derece Mirasçılar (Altsoy)

Birinci derece mirasçılar, murisin altsoyudur. Altsoy kavramı, muristen doğan kişileri ifade eder. Bu kapsamda:

  • Murisin çocukları birinci derece mirasçıdır.
  • Çocuklar mirastan eşit paylarla yararlanır.
  • Çocuklardan biri muristen önce vefat etmişse, onun payı kendi altsoyuna geçer.

2. Derece Mirasçılar (Üstsoy ve Kardeşler)

İkinci derece mirasçılar, murisin anne ve babası ile onların altsoyudur. Buna göre:

  • Anne ve babanın her ikisi sağ ise, miras yalnızca anne ve baba arasında paylaşılır.
  • Bu durumda murisin kardeşleri mirasçı olamaz.
  • Anne veya babadan biri ya da her ikisi muristen önce vefat etmişse, onların payı murisin kardeşlerine eşit olarak geçer.

3. Derece Mirasçılar (Üstsoyun Üstsoyu)

Üçüncü derece mirasçılar, murisin büyükanne ve büyükbabaları ile onların altsoyudur. Buna göre:

  • Murisin anne tarafından büyükanne ve büyükbabası,
  • Baba tarafından büyükanne ve büyükbabası,
  • Gerekli hâllerde bunların altsoyları mirasçı olabilir.

Bu dereceye ancak birinci ve ikinci derece mirasçıların bulunmaması hâlinde geçilir.

Sağ Kalan Eş

Murisin ölüm tarihinde evlilik ilişkisi devam ediyorsa, sağ kalan eş de yasal mirasçıdır. Eşin mirastan alacağı pay:

  • Murisin hangi derecede mirasçılarla birlikte mirasçı olduğuna göre değişir.
  • Sağ kalan eş, ilgili derece mirasçılarıyla birlikte mirasa katılır.
  • Geri kalan miras payı, aynı derecedeki diğer mirasçılar arasında eşit şekilde bölüştürülür.

Devlet (Hazine)

Murisin:

  • Hiçbir derecede yasal mirasçısı yoksa ve
  • Sağ kalan eşi de bulunmuyorsa,

bu durumda miras devlete (Hazineye) intikal eder. Devlet, mirası yasal hükümler çerçevesinde tasfiye eder.

Mirasın Reddi (Reddi Miras)

Yasal mirasçılık bakımından dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da mirasın reddidir.

  • Bir mirasçı mirası yasal süresi içinde reddederse, mirasçı sıfatını kaybeder.
  • Reddi miras yapan kişinin payı, reddetmemiş olan diğer mirasçılara geçer.
  • Reddi miras geçerli olduğu sürece, mirası reddeden kişi murisin borçlarından ve alacaklarından sorumlu olmaz.

Kimler Bu Davayı Açamaz?

Aşağıdaki kişiler muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açamaz:

  • Murisin sağlığında, muhtemel mirasçılar
  • Taşınmazla ilgisi olmayan üçüncü kişiler
  • Mirasçılık sıfatı bulunmayan kişiler

Dava Kime Karşı Açılır?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası:

  • Muvazaalı işlemle taşınmazı devralan kişiye karşı açılır.

Bu kişi çoğu zaman:

  • Murisin bir çocuğu,
  • Yakın bir akrabası,
  • Güvendiği bir üçüncü kişi olabilir.

Eğer taşınmaz daha sonra başkasına devredilmişse:

  • Yeni malik iyiniyetli değilse, ona karşı da dava açılabilir.
  • Ancak yeni malik iyi niyetliyse, tapu iptali mümkün olmayabilir; bu durumda farklı hukuki yollar gündeme gelir. Özetle
  • Davayı açabilecek kişiler:
    Muvazaalı işlem nedeniyle miras payı zedelenen mirasçılar
  • Davanın açılabileceği zaman:
    Yalnızca murisin ölümünden sonra
  • Davanın yöneltileceği kişiler:
    Taşınmazı muvazaalı işlemle edinen kişi (ve şartlarına göre sonraki malik)

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Kime Karşı Açılır?

Muris muvazaasının varlığı hâlinde, miras hakkı ihlal edilen mirasçılar tapu iptal ve tescil davası açabilir. Ancak bu noktada önem taşıyan bir diğer husus, davanın kimlere yöneltileceği, yani davalı tarafın kim olacağıdır.

Genel Kural

Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davası, kural olarak miras bırakanın taşınmazı muvazaalı işlemle devrettiği kişiye karşı yöneltilir. Bu kişi, murisin çocuklarından biri olabileceği gibi, akrabası veya üçüncü bir kişi de olabilir. Önemli olan, taşınmazı muvazaalı işlemle devralmış olmasıdır.

Taşınmazın Sonradan Başkasına Devredilmesi Hâli

Muvazaalı işlemle devralınan taşınmaz, daha sonra üçüncü bir kişiye satılmış olabilir. Bu ihtimalde davanın kime karşı açılacağı, üçüncü kişinin iyi niyetli ya da kötü niyetli olmasına göre belirlenir.

Kötü Niyetli Üçüncü Kişiler

Eğer taşınmazı sonradan devralan kişi, ilk işlemin muvazaalı olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda bulunuyorsa, bu kişi kötü niyetli kabul edilir. Böyle bir durumda, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası bu kişiye karşı da açılabilir.

İyi Niyetli Üçüncü Kişiler

Taşınmazı devralan kişi, muvazaalı işlemi bilmiyor ve tapu siciline güvenerek taşınmazı edinmişse, iyi niyetli sayılır. Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uyarınca, tapu siciline güven ilkesinin bir sonucu olarak, iyi niyetle tapuya dayanarak hak kazanan kişinin bu kazanımı korunur.

Bu nedenle:

  • İyi niyetli üçüncü kişinin adına yapılan tescil iptal edilemez.
  • Bu durumda mirasçılar, taşınmazın aynen geri alınmasını sağlayamaz.
  • Ancak mirasçılar, taşınmazın bedeli üzerinden maddi tazminat talebinde bulunabilir.

İlk Devralan Kişinin Ölmüş Olması

Muris muvazaalı işlemi gerçekleştirdiği kişiden sonra bu kişi de vefat etmişse, dava ilk devralan kişinin mirasçılarına karşı yöneltilir. Çünkü tapuda kayıtlı hak, artık onların malvarlığı içinde yer almaktadır. Sonuç Olarak :

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası şu kişilere karşı açılabilir:

  • Murisin hayattayken mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazı devrettiği ilk kişi,
  • İlk devralan kişi vefat etmişse, onun mirasçıları,
  • Taşınmazın daha sonra başkasına devredilmesi hâlinde, muvazaayı bilen veya bilmesi gereken kötü niyetli sonraki malik veya maliklere karşı.

Buna karşılık, taşınmazı iyi niyetle ve tapu siciline güvenerek edinen üçüncü kişilere karşı tapu iptal ve tescil davası açılamaz; bu durumda mirasçıların başvurabileceği yol ayni talep değil, tazminat talebi olacaktır.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davasında Zamanaşımı

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları bakımından en çok merak edilen konulardan biri zamanaşımı meselesidir. Bu davanın açılabilmesi için öncelikle mirasın açılmış olması gerekir. Başka bir ifadeyle, muris hayatta iken bu davanın açılması mümkün değildir; dava hakkı ancak murisin ölümünden sonra doğar.

Murisin vefatından sonra ise, muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açısından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Bu nedenle mirasçılar, murisin ölümünden sonra aradan uzun bir süre geçmiş olsa dahi bu davayı açabilirler.

Bununla birlikte, uygulamada dava açmak için sürenin sınırsız olması, davanın geciktirilmesinin her zaman avantajlı olduğu anlamına gelmez. Zira zaman geçtikçe:

  • Tanıkların vefat etmesi,
  • Tanık beyanlarının sağlıklı alınamaması,
  • Yazılı belgelerin kaybolması veya ispat gücünü yitirmesi

gibi nedenlerle ispat güçlüğü ortaya çıkabilir. Bu sebeple, her ne kadar zamanaşımı engeli bulunmasa da, muris muvazaası iddiasına dayanan davaların makul süre içinde açılması her zaman mirasçıların lehine olacaktır.

Muris Muvazaası – Taşınmazın Üçüncü Kişiye Satılması ve Zamanaşımı

Muvazaalı işlemle devredilen taşınmazın, daha sonra üçüncü bir kişiye satılmış olması da zamanaşımı bakımından herhangi bir değişiklik yaratmaz. Bu hâlde de tapu iptal ve tescil davası, zamanaşımına tabi olmaksızın gündeme gelebilir.

Ancak bu noktada davanın hukuki niteliği, üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmamasına göre farklılaşır:

  • Eğer taşınmazı sonradan devralan üçüncü kişi kötü niyetliyse (yani muvazaalı işlemi biliyor veya bilmesi gerekiyorsa), tapu iptal ve tescil davası bu kişiye karşı da yöneltilebilir.
  • Buna karşılık, üçüncü kişi iyi niyetli ise ve tapu siciline güvenerek taşınmazı edinmişse, Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi gereğince bu kişinin kazanımı korunur. Bu durumda taşınmazın tapu kaydının iptali mümkün olmaz.

İyi niyetli üçüncü kişiye devrin söz konusu olduğu bu gibi durumlarda, muris muvazaası iddiası ayni talep olmaktan çıkar ve dava alacak veya tazminat davası niteliği kazanır. Mahkeme, muris muvazaasının varlığını tespit ederse:

  • Taşınmazın aynen iadesi yerine,
  • Taşınmazın bedelinin, muvazaalı işlemi gerçekleştiren ilk devralan kişiden veya onun mirasçılarından alınarak mirasçılara ödenmesine karar verebilir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Nasıl Açılır?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası, miras bırakanın sağlığında mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı muvazaalı taşınmaz devirlerinin hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmak için açılan bir dava türüdür. Bu davanın açılış süreci, görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi ile dava dilekçesinin usule ve esasa uygun şekilde hazırlanmasını gerektirir.

Davanın Açılacağı Mahkeme

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu görev kuralı kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır. Davanın yanlış görevli mahkemede açılması hâlinde, mahkeme görevsizlik kararı vererek dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine karar verir.

Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu tür davalar taşınmazın aynına ilişkin olduğundan, burada kesin yetki kuralı uygulanır. Dolayısıyla dava, taşınmazın bulunduğu yer dışında bir mahkemede açılamaz. Yetkisiz mahkemede dava açılması hâlinde de mahkemece yetkisizlik kararı verilerek dosya yetkili mahkemeye gönderilir.

Arabuluculuk Zorunluluğu Var mı?

Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları, dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Bu nedenle davacı mirasçıların arabulucuya başvurmasına gerek bulunmamakta; dava doğrudan mahkemede açılabilmektedir.

Dava Nasıl Başlatılır?

Davanın açılabilmesi için, yetkili ve görevli mahkemeye hitaben hazırlanmış bir dava dilekçesinin mahkemeye sunulması gerekir. Dilekçe mahkemeye verildiği anda dava açılmış sayılır. Yargılama sürecinde ise muris muvazaasının varlığı davacı mirasçılar tarafından ispat edilmelidir.

Mahkeme, yapılan yargılama sonucunda muris muvazaasının gerçekleştiği kanaatine varırsa, tapu kaydının iptaline ve taşınmazın miras payları oranında mirasçılar adına tesciline karar verir.

Dava Dilekçesinin Hazırlanması

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında dava dilekçesi, davanın en kritik unsurudur. Dilekçenin yalnızca usuli şartları taşıması yeterli değildir; aynı zamanda muris muvazaasını ortaya koyacak şekilde somut, açıklayıcı ve ispatlamaya elverişli olması gerekir.

Dava dilekçesinde başlıca şu hususlara yer verilmelidir:

  • Görevli ve yetkili mahkemenin adı
  • Davacı ve davalı tarafların kimlik bilgileri (varsa vekilleri)
  • Davanın konusu ve dava değeri
  • Murisin kim olduğu ve ölüm tarihi
  • Taşınmazın tapu bilgileri
  • Muvazaalı işlemin ne zaman ve ne şekilde yapıldığı
  • Murisin gerçek iradesinin bağış olduğu, görünürdeki işlemin satış veya benzeri bir işlem olarak düzenlendiği
  • Mirasçılardan mal kaçırma amacının hangi olgularla ortaya çıktığı
  • Dayanılan deliller (tanık, tapu kayıtları, bilirkişi incelemesi vb.)
  • Tapu iptal ve tescil talebi

Dilekçede olaylar açık, mantıklı ve kronolojik sırayla anlatılmalı; muris muvazaasını destekleyen vakıalar somutlaştırılmalıdır.

Mirastan mal kaçırma davasında deliller nelerdir ?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında ispat yükü kural olarak davacı mirasçıya aittir. Davacı taraf, murisin taşınmazı devrederken gerçek amacının satış yapmak değil, mirastan mal kaçırmak suretiyle bağışta bulunmak olduğunu ortaya koymalıdır. Bu durum ispatlandığı takdirde dava kabul görür ve tapu kaydının iptali yoluna gidilir.

Bununla birlikte, davalı taraf da ileri sürülen iddialara karşı savunma yapmakla yükümlüdür. Davalı, gerçekleştirilen işlemin tarafların gerçek ve ortak iradesini yansıttığını, muvazaa bulunmadığını ispatlayabildiği ölçüde davanın reddini sağlayabilir. Bu nedenle, her iki taraf açısından da kullanılacak delillerin niteliği ve kapsamı büyük önem taşır.

Mahkeme, uyuşmazlığın çözümünde tek bir delile dayanmaz; dosyaya sunulan tüm delilleri birlikte değerlendirerek murisin gerçek iradesini tespit etmeye çalışır.

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında, ispat yükü davacı mirasçılara aittir. Davacı taraf, murisin yaptığı taşınmaz devrinin gerçekte bir satış değil, mirastan mal kaçırma amacıyla gizlenen bir bağış olduğunu ortaya koymak zorundadır. Bu kapsamda, davayı destekleyecek delillerin eksiksiz ve usulüne uygun şekilde mahkemeye sunulması büyük önem taşır.

Türk hukukunda muris muvazaasının ispatı bakımından delil serbestisi ilkesi geçerlidir. Bu nedenle taraflar, iddialarını kanıtlamaya elverişli olmak kaydıyla her türlü hukuki delile dayanabilir. Tanık beyanları, tapu kayıtları, banka kayıtları, murisin ekonomik durumu, taraflar arasındaki aile ilişkileri ve fiili kullanım durumu gibi unsurlar, mirastan mal kaçırma iddiasının ispatında bir bütün olarak değerlendirilir.

Mahkeme, sunulan delilleri tek tek değil; olayın tüm koşullarını gözeterek birlikte inceler ve murisin gerçek iradesini tespit etmeye çalışır.

Bilirkişi İncelemesi

Muris muvazaası (mirastan mal kaçırma) nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davalarında bilirkişi incelemesi, yargılamanın hem usuli hem de maddi yönü açısından en kritik delillerden biridir. Bilirkişi raporu, mahkemenin hüküm kurarken başvurduğu teknik ve objektif değerlendirmeleri içerir.

Usul Yönünden Bilirkişi İncelemesi

Bu davalar nispi harca tabi olduğundan, dava değeri taşınmazın davanın açıldığı tarihteki rayiç değeri esas alınarak belirlenir. Taşınmazın güncel değerinin tespiti, hukuki bilgiyle yapılamayacak teknik bir inceleme gerektirdiğinden bilirkişi görevlendirilir.

Bilirkişi:

  • Taşınmazın dava tarihindeki değerini belirler,
  • Bu değere göre mahkeme tarafından harcın eksik olup olmadığı tespit edilir,
  • Eksik harç varsa tamamlanması davacıdan istenir.

Bu yönüyle bilirkişi incelemesi, davanın sağlıklı şekilde yürütülmesi bakımından zorunlu bir aşamadır.

Esas Yönünden Bilirkişi İncelemesi

Bilirkişi raporu, yalnızca taşınmazın değeri ile sınırlı kalmaz. Mirastan mal kaçırma iddiasının ispatı noktasında da bilirkişi değerlendirmesi büyük önem taşır. Bu kapsamda bilirkişi;

  • Murisin işlem tarihindeki sosyo-ekonomik durumunu,
  • Taşınmazın devrinden sonra fiilen kim tarafından kullanıldığını,
  • Murisin taşınmaz üzerindeki hâkimiyetini sürdürüp sürdürmediğini,
  • Görünürdeki satış bedelinin piyasa koşullarına uygun olup olmadığını,
  • Taraflar arasındaki yakınlık ilişkisini ve olağan akışı

inceleyerek, muvazaaya işaret eden olguları teknik açıdan ortaya koyar.

Bilirkişi, mirastan mal kaçırma amacının bulunup bulunmadığına ilişkin nihai kararı vermez; ancak sunduğu objektif veriler ve değerlendirmeler, hakimin kanaat oluşturmasında belirleyici rol oynar. Bu nedenle bilirkişi raporu, muris muvazaası davalarında çoğu zaman davanın sonucunu doğrudan etkileyen temel delillerden biri hâline gelir.

İspatta Kullanılabilecek Deliller

Tanık Delili

Muvazaa nasıl anlaşılır?

Muris muvazaası davalarında tanık anlatımları, en sık başvurulan ve çoğu zaman belirleyici olan delillerden biridir. Tanıklar aracılığıyla;

  • Murisin sağlığında taşınmazın devrine ilişkin yaptığı açıklamalar,
  • Hangi mirasçıya ne amaçla taşınmaz bırakmak istediği,
  • Satışın gerçekte bağış niteliği taşıyıp taşımadığı,
  • Murisin mirastan mal kaçırmaya yönelik bir iradeye sahip olup olmadığı

ortaya konulabilir.

Davacı taraf, murisin gerçek niyetinin bağış olduğunu bilen veya bu durumu gözlemleyen tanıkları dinletebilir. Davalı taraf ise, işlemin gerçek bir satış olduğunu ve murisin serbest iradesiyle hareket ettiğini gösteren, görgüye dayalı bilgiye sahip tanıklar sunabilir.

Tanık beyanları tek başına kesin delil niteliği taşımasa da, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde muvazaanın ispatında önemli bir rol oynar.

Yazılı Deliller

Yazılı belgeler, muris muvazaası iddiasının somutlaştırılmasında kritik öneme sahiptir. Bu kapsamda özellikle şu belgeler dikkate alınır:

  • Tapuda düzenlenen satış sözleşmeleri,
  • Satış bedeline ilişkin makbuzlar,
  • Banka havale ve hesap kayıtları,
  • Taraflar arasındaki yazışmalar veya noter belgeleri.

Özellikle tapuda gösterilen satış bedelinin gerçekte ödenip ödenmediği, yazılı delillerle ortaya konulabilmektedir. Satış bedelinin hiç ödenmediğinin veya sembolik bir ödemenin yapıldığının tespiti, işlemin görünürde satış, gerçekte bağış olduğu yönündeki iddiayı güçlendirir.

Murisin Gerçek İradesinin Tespiti

Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davalarında cevabı aranan temel soru şudur:
Miras bırakanın asıl amacı mirastan mal kaçırmak mıydı?

Bu sorunun yanıtı, olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilerek belirlenir. Murisin gerçek iradesini ortaya koyarken mahkemeler özellikle aşağıdaki hususları dikkate alır:

Taraflar Arasındaki İlişki

Murisin taşınmazı devrettiği kişi ile arasındaki akrabalık veya yakınlık bağı önemlidir. Murisin yalnızca belirli bir mirasçıyı kayırarak taşınmaz devri yapması, muvazaa iddiasını destekleyen bir olgu olabilir. Ancak tek başına yakınlık ilişkisi, muris muvazaasını ispatlamak için yeterli değildir.

Murisin Ekonomik Durumu

Murisin işlem tarihindeki mali gücü de değerlendirmeye alınır. Ekonomik açıdan zor durumda olmayan bir kişinin, taşınmazını piyasa değerinin çok altında devretmesi, satışın gerçek olmadığı yönünde ciddi bir karine oluşturabilir.

Satış Bedeli ile Gerçek Değer Arasındaki Fark

Taşınmazın gerçek piyasa değeri ile tapuda gösterilen satış bedeli arasındaki fahiş fark, muris muvazaasının en güçlü göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Bu fark, çoğu zaman mirastan mal kaçırma amacının somut yansıması olarak değerlendirilir.

Taşınmazın Fiili Kullanımı

Devir işleminden sonra taşınmazın kim tarafından kullanıldığı, kira gelirinin kime ait olduğu, tasarruf yetkisinin kimde bulunduğu gibi hususlar da muvazaanın varlığı açısından önem taşır. Murisin veya başka bir mirasçının taşınmaz üzerindeki fiili hâkimiyeti sürdürmesi, satışın şekli olduğu iddiasını güçlendirebilir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davasının Hukuki Sonuçları

Muris muvazaası sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davası, davacı mirasçı lehine sonuçlandığında birtakım ayni ve şahsi hukuki sonuçlar doğurur. Mahkemenin vereceği karar, somut olayın özelliklerine, taşınmazın mevcut durumuna ve üçüncü kişilerin hukuki konumuna göre değişiklik gösterebilir. Bununla birlikte, davanın kabul edilmesi hâlinde temel tespit, yapılan işlemin muvazaalı olduğu ve hukuken geçersiz sayılması gerektiği yönündedir.

Tapu Kaydının İptali

Davada muris muvazaasının varlığı tespit edildiğinde, tapu sicilinde satış veya benzeri bir işlem olarak görünen devir iptal edilir. Bu iptal ile birlikte, söz konusu taşınmaz üzerindeki görünürdeki hukuki işlem baştan itibaren geçersiz kabul edilir. Başka bir ifadeyle, muvazaalı işlem hukuken hiç yapılmamış sayılır.

Miras Payı Oranında Tescil

Tapu kaydının iptalinden sonra, şartları mevcutsa taşınmazın mülkiyeti miras payları oranında mirasçılar adına yeniden tescil edilir. Davacı mirasçı, yalnızca kendi miras payına isabet eden kısım üzerinde ayni hak elde eder. Mahkeme bu aşamada, miras paylarını gözeterek paylı veya elbirliği mülkiyeti esasına göre tescile karar verir.

Bedel Ödenmesine Karar Verilmesi (Tazminat)

Taşınmazın muvazaalı devirden sonra iyi niyetli üçüncü kişiye satılması hâlinde tapu iptal ve tescil kararı verilmesi mümkün olmaz. Bu durumda dava ayni talepten çıkıp bedel (tazminat) talebine dönüşür. Mahkeme, muris muvazaasını tespit ederse, taşınmazın dava tarihine yakın rayiç bedelinin davacı mirasçının payı oranında ödenmesine hükmedebilir.

Ecrimisil (Haksız İşgal Tazminatı) Talebi

Muris muvazaası davasını kazanan mirasçı, taşınmazın muvazaalı işlemle devredildiği tarihten kendi adına tescil edildiği tarihe kadar, taşınmazı kötü niyetle elinde bulunduran kişilerden ecrimisil talep edebilir. Bu talep:

  • Tapu iptal ve tescil davasından ayrı bir dava olarak açılmalıdır.
  • Ecrimisil alacağı, dava tarihinden geriye doğru en fazla 5 yıllık süre ile sınırlıdır.
  • Taşınmazdan fiilen yararlanıldığı veya yararlanma imkânının engellendiği durumlar dikkate alınır.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Ne Kadar Sürer?

Bu davaların süresi, yargılamanın yapıldığı mahkemenin iş yoğunluğu, taraf sayısı ve delil durumuna göre değişkenlik gösterebilir. Özellikle:

  • Taraf teşkilinin sağlanması,
  • Çok sayıda tanığın dinlenmesi,
  • Bilirkişi incelemesi yapılması,
  • Keşif işlemleri

gibi nedenlerle yargılama süreci uzayabilmektedir.

Genel uygulama çerçevesinde, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları ortalama 2–3 yıl içinde sonuçlanmaktadır. Ancak verilen karara karşı istinaf ve dava değerine göre temyiz yoluna başvurulması hâlinde, kararın kesinleşmesi ve tapu sicilinde tescil işlemlerinin yapılması 2–3 yıl daha uzayabilmektedir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Masrafları

Tapu iptal ve tescil davaları, niteliği gereği yüksek masraflı davalar arasında yer alır. Özellikle çok taraflı dosyalarda yapılacak tebligatlar, bilirkişi incelemeleri ve keşifler masraf kalemlerini artırabilmektedir. Yargılama süresince bu giderler kural olarak davacı tarafından geçici olarak karşılanır.

Harçlar

Bu davalar nispi harca tabidir. Masraf kalemleri şu şekilde özetlenebilir:

  • Dava açılışında maktu başvuru harcı,
  • Taşınmazın değerine göre hesaplanan nispi peşin harç,
  • Karar tarihine kadar nispi harcın en az 1/4’ünün tamamlanması zorunluluğu.

Eksik harç tamamlanmazsa mahkeme, davayı usulden reddedebilir.

Keşif yapılması hâlinde ayrıca keşif harcı ödenir. Bu harçlar her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılmaktadır.

İstinaf veya temyiz yoluna başvurulması durumunda:

  • Maktu başvuru harcı,
  • Nispi karar harcı

ayrıca gündeme gelir.

Bilirkişi Ücreti

Bilirkişi raporu, bu davalarda çoğu zaman zorunlu olduğundan bilirkişi ücreti önemli bir gider kalemidir. Ücret:

  • Davanın kapsamına,
  • Taşınmaz sayısına,
  • İncelemenin niteliğine

göre mahkeme tarafından takdir edilir ve kural olarak davacıdan alınır.

Vekalet Ücreti

Mahkeme, davayı kazanan taraf lehine, avukatla temsil edilmiş olması hâlinde vekâlet ücretine hükmeder. Bu ücret:

  • Nispi niteliktedir,
  • Dava değeri üzerinden,
  • Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak hesaplanır.

Sıkça Sorulan Sorular

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir